Yabancı Basında Adnan Oktar Davası Hakkında Çıkan Bazı Yanıltıcı Haberlere Yönelik Cevaplarımız - NET CEVAP

Post Top Ad

Responsive Ads Here


Kamuoyunda “Adnan Oktar davası” olarak bilinen davanın İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen yeniden yargılamasının ardından, mahkeme heyetinin kararını açıklamasıyla birlikte ulusal kamuoyunda çıkan taraflı, yanıltıcı ve gerçek dışı haberlerin benzerleri, bir kısım yabancı basında da yer almıştır.

Türkiye’de yayınlanan asparagas haberlerin yabancı dile tercümesinden ibaret olan bu haberler, genel itibariyle gerçekleri yansıtmaktan tümüyle uzak, taraflı, yanıltıcı ve hiçbir delile dayanmayan gerçek dışı ithamlara yer vermektedir. 

Söz konusu haberlerde, yeniden yargılama sonrasındaki hukuka aykırı anormal mahkumiyet hükümlerinden bahsedilirken, aşağıda sadece bir kısmına yer verdiğimiz AÇIK GERÇEKLER İSE, GÖRMEZDEN GELİNMEKTE veya GÖZ ARDI EDİLMEKTEDİR. 

Böylelikle;

‼️ Bu yargılamada “mutlak surette mahkumiyet hükmü verilmesi” için mahkeme heyeti üzerinde ÇOK AĞIR VE ALENİ BİR DERİN DEVLET BASKISI kurulduğu,

‼️ Mahkeme heyetinin, davayı takip eden herkese “bu kadar da olamaz, mahkemenin kararı adeta yargılama öncesinden belirlenmiş” dedirtecek şekildeki HUKUKA AYKIRI SAYISIZ KARAR VE UYGULAMA yapıldığı,

‼️ Başta SIHRG (Avukatların Uluslararası İnsan Hakları Grubu) olmak üzere, ilk derece yargılamasını uluslararası bağımsız gözlemci sıfatıyla takip eden sivil toplum kuruluşları tarafından hazırlanan raporlarda mahkeme heyetinin; yargılananlar aleyhinde ALENEN TARAFLI BİR YARGILAMA YÜRÜTTÜĞÜ, yargılananları ve avukatlarını korkutup sindirmeye çalışarak SAVUNMA HAKLARINI ENGELLEDİĞİ, yargılananların ADİL MUAMELE, ADİL YARGILANMA HAKLARINI İHLAL ETTİĞİ VE VERİLEN KARARLARIN DA YARGILAMANIN ÇOK ÖNCESİNDE BELİRLENMİŞ OLDUĞU,

‼️ Bir üst mahkeme olan İSTİNAF MAHKEMESİ (İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. CEZA DAİRESİ) tarafından 14 ay süren titiz bir inceleme sonucunda, neredeyse tüm hukuki deliller değerlendirilerek hazırlanan ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarıyla gerekçelendirilen 400 SAYFALIK BİR BOZMA KARARI VERİLDİĞİ,

‼️ İstinaf mahkemesinin vermiş olduğu bozma kararıyla, ilk derece mahkemesi tarafından verilmiş hukuksuz karar ve ceza hükümlerinin tamamına yakınının, ESASTAN VE USULDEN 711 AYRI NOKTADA BOZMUŞ OLDUĞU,

‼️ Yeniden yapılan yargılamada da, yeni mahkeme heyetinin İstinafın BOZMA GEREKÇELERİNİN TAMAMINI GÖRMEZDEN GELİP, USÜL VE ESASA İLİŞKİN EKSİKLİKLERİN NEREDEYSE HİÇBİRİNİ YERİNE GETİRMEDEN ADETA TİYATRO HÜKMÜNDE BİR YARGILAMA YÜRÜTTÜĞÜ,

‼️ Bu davanın başından sonuna kadar Sayın Adnan Oktar ve camiamıza mensup arkadaşlarımız lehinde ilk ve tek karara imza atan İSTİNAF MAHKEMESİ HEYETİ hakkında, bir kısım medya ve basında korkunç bir karalama kampanyası başlatılarak olmadık itham ve iftiralara maruz bırakıldığı; bunun üzerine haklarında hukuksuz LİNÇ SORUŞTURMALARI AÇILIP GÖREV YERLERİNİN DEĞİŞTİRİLDİĞİ, 

‼️ HAKSIZ VE HUKUKSUZ KARARLARA İMZA ATAN HAKİM VE SAVCILARIN İSE TERFİ ETTİRİLEREK ÖDÜLLENDİRİLDİKLERİ

VE BUNLAR GİBİ SAYISIZ DEHŞET VERİCİ GERÇEK, KAMUOYUNDAN GİZLEMEKTEDİR. 

Bu gerçeklerin ışığı altında, son dönemde yabancı basında yer alan gerçek dışı itham ve iddialara ilişkin cevaplarımız ise şöyledir; 

-1-

BU KURGULANMIŞ BİR KUMPAS DAVASIDIR, DOSYADAKİ CİNSELLİK KONULU İFTİRALAR DA İTİBARSIZLAŞTIRMA AMACIYLA ÖZEL OLARAK SEÇİLMİŞTİR

Bu davanın, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımıza yönelik hazırlanmış büyük bir kumpasın ürünü olduğu, ileri sürülen cinsellik konulu itham ve iddiaların açık birer iftiradan ibaret oldukları, davanın daha en başından beri tüm kamuoyunca bilinen bir gerçektir.

Sayın Oktar’ın, kaleme almış olduğu “Yaratılış Atlası” ve “Evrim Aldatmacası” gibi milyonlarcası ücretsiz olarak dağıtılan 72 dile çevrilmiş 300’ün üzerindeki eserleriyle bunlardan faydalanılarak hazırlanan belgeseller, internet siteleri ve dünya çapında gerçekleştirilen ilmi, imani, bilimsel, kültürel konferans ve faaliyetler sayesinde Darwinizm, dünya çapında açık bir yenilgiye uğratılmıştır. Bu durum, Darwinizm’i adeta bir dinmiş gibi benimseyip ona iman eden, Darwinizm ve Sosyal Darwinizm’i, toplumları birbirine düşürüp kargaşa ve çatışmaya sürükleyerek ülkeler ve milletler üzerinde kontrol ve hakimiyet sağlamak için kullanışlı bir silah olarak benimseyen, Türkiye ve İslam Alemi üzerinde geçmişi yüzyıllara dayalı karanlık emelleri olan, İngiliz derin devletini adeta çileden çıkartmış ve Sayın Adnan Oktar ile arkadaş camiamızın bir numaralı hedefleri haline gelmesine sebep olmuştur. 

Bunun üzerine İngiliz derin devleti, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızı hem tutuklatıp etkisizleştirmek hem de kendince toplum nezdinde itibarsızlaştırmak amacıyla oldukça kapsamlı bir kumpas hazırlamıştır. Bunun için de, en etkili ve klasik yöntem olan, toplum genelinde de her zaman büyük ilgi uyandıran CİNSEL İÇERİKLİ İFTİRALAR KURGULAMIŞLARDIR. 

İngiliz derin devleti kurguladığı bu kumpası hayata geçirmek konusunda da, en çok iki gruptan faydalanmıştır. 

Bunlardan birinci grupta yer alanlar: Geçmişte bir takım gelecek beklentileri ya da çeşitli menfaatler elde etmek ümidiyle arkadaşlarımız arasına katılmış ancak ilerleyen yaşlarına rağmen beklentilerini karşılayamadıkları için aramızdan ayrılan, bu sebeple de Sayın Adnan Oktar’a ve camiamıza derin husumet besleyen bazı kimselerdir.

İkinci grupta yer alanlar ise: Sayıca az olmalarına rağmen sesleri oldukça yüksek ve etkili çıkan bağnaz, kadın düşmanı bir zümre ile temelde bunlarla benzer inanışa sahip, kendilerini topluma güya milliyetçi-muhafazakarmış gibi gösterme gayretindeki derin devlet yapılanmasıdır.

Sayın Adnan Oktar’ın, Kuran'a dayalı ultramodern, liberal İslami bir görüşü benimsemesi, kadınların hakları ve özgürlükleri ile kadınların İslam'a göre istedikleri gibi giyinme ve hareket etme haklarının olduğunu savunması, A9 Televizyonunda yayınlanan programlarında şarkı söylemeyi, dans etmeyi, eğlenmeyi seven, modern, sosyal, dekolteli hanımları ağırlaması ve bu konunun İslamı yaşamak için şart bir mesele olmadığını anlatması, kadın düşmanı bu bağnaz zümre ile benzer bir inanışa sahip derin devlet yapılanmasını zaten oldukça rahatsız etmekte ve Sayın Adnan Oktar ile arkadaşlarımıza yönelik duyulan derin bir husumeti beslemektedir. 

İngiliz derin devleti de, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımıza yönelik kurguladığı kumpas davasını hayata geçirmek konusunda, bu iki grubun camiamıza duyduğu bu derin husumeti verimli şekilde kullanmıştır. 

İngiliz derin devleti bir yandan, aramızdan ayrılmış husumetli kimseleri maddi çıkar ve çeşitli menfaatlerle motive ederek Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızdan uydurma iftiralarla şikayetçi olmalarını sağlamışlar; 

Diğer yandan ise, kadın düşmanı bağnaz zümreyi ve bunlarla benzer inanıştaki derin devlet yapılanmasına, neredeyse yüz yıllardır kullanılan sözüm ona “DİN ELDEN GİDİYOR, DİNİMİZİ DEĞİŞTİRMEK İSTİYORLAR” çığırtkanlığı yaptırarak camiamıza yönelik aleyhte bir kamuoyu oluşturulmasında ve yargı üzerinde baskı kurularak mahkemelere tepeden inme talimatlarla mahkumiyet kararları verdirilmesinde kullanmışlardır. 


-3-

GERÇETE İSE CİNSELLİK KONULU İFTİRALARIN TAMAMI DAYANAKTAN YOKSUN AÇIK BİRER İFTİRADAN İBARETTİR

Cinsellik konulu itham ve iddialarının tamamının, daha kumpasın en başından itibaren hiçbir delile dayanmayan gerçekdışı ithamlar ile uydurma birer iftiradan ibaret oldukları da ortada olan bir gerçektir. 

Her şeyden önce, 2018 senesinde Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın ev ve işyerlerinin bulunduğu 200’ün üzerinde adrese, binlerce polis memuru kullanılarak bir gece yarısı, ansızın ve eş zamanlı baskınlar gerçekleştirilmiştir. Bu baskınlarda ise, soruşturmaya konu iftiraların aksine, 

Hiçbir bir suç veya suç unsuruna RASTLANMAMIŞTIR, 

Tutsak edilmiş veya zorla alıkonulmuş tek bir kadın veya erkeğe RASTLANMAMIŞTIR.

Cinsel istismara uğramış veya taciz ya da tecavüz edilmiş tek bir kadın, kız ya da çocuğa RASTLANMAMIŞTIR. 

Ancak bu açık gerçeğe rağmen, operasyonla eş zamanlı olarak medyada yapılan yalan haberler sayesinde kamuoyunda oluşturulan suni infial gerekçe gösterilerek, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın 4,5 yılı aşkın süredir haksız ve hukuksuz şekilde tutuklu olarak yargılandıkları dava süreci başlatılmıştır. 

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın masum oldukları açık şekilde ortada olmasına rağmen sürdürülen dava sürecinde ise; HAKLARINDA İLERİ SÜRÜLEN CİNSEL SUÇ İSNATLARININ TÜMÜNÜN GERÇEK DIŞI, UYDURMA ve HUKUKEN DE GEÇERSİZ OLDUKLARINI İSPAT EDEN YÜZLERCE SAVUNMA DELİLİ dava dosyasına eklenmiştir. Bu savunma delilleri arasından öne çıkan bir kısmını şöyle sıralayabiliriz;

Dosya kapsamında sözlü ve yazılı ifadelerine başvurulan şikayetçilerden 39’unun çeşitli aşamalarındaki ifade ve beyanlarında TAM 1395 KEZ YALAN SÖYLEDİKLERİ tespit edilmesi,

Şikayetçilerin iddialarını doğrulayacak HİÇBİR SAĞLIK RAPORU VEYA BELGEYİ DOSYAYA SUNAMAMIŞ olmaları,

2018’deki polis operasyonu ile devamındaki soruşturma ve yargı sürecine kadar geçen (5-10-15 hatta 30 yıl boyunca) RESMİ MERCİLERE HİÇBİR ŞİKAYETTE BULUNMAMIŞ OLMALARI,

Şikayette bulunmadıkları gibi, sözde tecavüze ve tacize uğradıklarını iddia ettikleri yere HER GÜN KOŞA KOŞA, NEŞE İÇİNDE GİTMEYE DEVAM ETMELERİ,

Maruz kaldıklarını iddia ettikleri olayların olduğu dönemde HİÇ KİMSEDEN YARDIM İSTEMEMELERİ, AİLELERİ VE EN YAKINLARI DAHİL, KİMSEYE BU OLAYLARDAN BAHSETMEMELERİ,

İddia ettikleri sözde tecavüz ve taciz olaylarına dair "TAM OLARAK ŞU GÜN, ŞURADA" oldu diye SOMUT, NET ve DOĞRU BİR TARİH, MEKAN ve ZAMAN VEREMEMELERİ,

Verdikleri mekan ve tarih bilgilerinin ise hem kendileri hem de ithamda bulundukları kişilere ait CEP TELEFONLARININ HTS KAYITLARIYLA UYUŞMAMASI,

Sözde tacize uğradıklarını iddia ettikleri tarihlerde, sözde kendilerine tacizde bulunduklarını öne sürdükleri kişilerin,

O tarihte yurt dışında olduklarını, 

O tarihte söz konusu evin sahibi ya da kiracısı olmadıklarını,

O tarihte hastanede kanser tedavisi gördüklerini,

vb. somut olaylarla, resmi kayıt ve belgelerle ispatlamaları üzerine, ŞİKAYETÇİLERİN İDDİALARININ YALAN OLDUĞUNUN ORTAYA ÇIKMASI,

Gerçek taciz ve tecavüz vakalarında, mağdurlarda yıllar süren şok ve psikolojik sorunları beraberinde yaşatan çok büyük travmalar oluşmasına rağmen, bu davanın müştekisi olan kadın ve genç kızların bizzat kendi ifadelerinde, herhangi bir ruhsal, psikolojik sorun ya da travma yaşadıklarına dair hiçbir anlatım ve emare olmaması, Adli Tıp raporlarında bu yönde bir bulgu veya tespit bulunmaması, 

Husumetli kişilerin, çeşitli yöntemlerle müştekilere ulaştıklarının ve bir kısmını kendi baskı, tehdit ve telkinleri sonucunda Emniyete yönlendirdiklerinin, bir kısmını ise Mali Şube’deki bazı polisler tarafından aratarak, masa başında özel kurgulanmış gerçek dışı ifadeleri vermeye mecbur ettiklerinin duruşma sırasındaki beyanlarda ve dosyaya giren baz ve HTS kayıtlarıyla açıkça ortaya çıkmış olması, 

Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Furkan Sezer’in talebi ve İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hasan Yılmaz’ın 06.07.2018 tarihli kararı ile bir kısım müştekilerin USULSÜZ OLARAK ŞÜPHELİ GİBİ GÖSTERİLMİŞ VE HAKLARINDA YURT DIŞINA ÇIKIŞ YASAĞI KARARI VERİLMİŞ olması. Böylece bazı müştekilerin polis operasyonu sonrasında bu kararla gözleri korkutularak ifade vermeye zorlanmaları, 

Emniyette kendilerine baskı yapıldığını ifade ederek şikayetini geri alma cesareti gösteren kadınlar hakkında ise, TUTUKLAMA KARARI ÇIKARTILMIŞ ya da İTİBAR SUİKASTI DÜZENLENMİŞ olması, 

Müştekilerin Adli Tıp Kurumu’ndan aldıkları raporların, HİÇBİR ŞEKİLDE CİNSEL SALDIRIYA MARUZ KALMADIKLARINI ORTAYA KOYMASI,

Bunun üzerine, dikkat çekici bir şekilde diğer müşteki kadınların ADLİ TIP KURUMU’NA GÖNDERİLMELERİNİN BİRDENBİRE DURDURULMASI, yargılama boyunca yargılananların ısrarlı taleplerine rağmen HİÇBİR MÜŞTEKİ KADININ ADLİ TIP KURUMU’NA MUAYENEYE GÖNDERİLMEMESİ, 

Müştekilerin büyük bir kısmının ifade verdikleri tarih ile fotoğraf teşhisi yaptıkları tarih arasında 10 AYA VARAN SÜRELER BULUNMASI, bazı müştekilere ise farklı tarihlerde 2 kere teşhis işlemi yaptırılması ve tüm foto teşhis işlemlerinde çok büyük çelişkiler olması, 

CİNSEL SUÇ İSNADINDA BULUNAN MÜŞTEKİLERİN ŞUBAT 2019’A KADAR FOTOĞRAF TEŞHİSİ YAPTIRILMADAN BEKLETİLMESİNİN AMACININ BU (SAHTE) MÜŞTEKİLERE, MASA ÜSTÜNDE DERLENİP TOPARLANIP KURGULANAN GERÇEK DIŞI SENARYOLAR DOĞRULTUSUNDA TUTUKLANMASI HEDEFLENEN KİŞİLERİN SEÇİLEREK TEŞHİS ETTİRİLMESİNİ SAĞLAMAK OLDUĞUNUN anlaşılması,

Örneğin, müşteki B.K.'nın, ifadesinde daha önce hiç bahsetmediği isimleri fotoğraf teşhisinde güya birden sözde tecavüzcüleri olarak “hatırlayıvermesi". 

Müşteki E.Ç.’nin ise, 2 farklı zamanda yaptığı 2 ayrı fotoğraf teşhisinin ilkinde bazı isimleri sadece tanıdığını iddia ederken ikincisinde aynı isimleri “bana anal ve oral yoldan cinsel saldırıda bulunan kişiler” (!) şeklinde tanımlaması. Yani ilk teşhiste sadece tanıdığını söylediği kişilerin ikinci teşhiste aynı zamanda güya "kendisine tecavüz eden kişiler" olduğunu da hatırlaması.

Yukarıda sadece bir kısmını sıralamakla yetindiğimiz sayısız savunma delilin de açıkça göstermekte olduğu üzere Sayın Adnan Oktar ve kendisiyle birlikte yargılanmakta olan camiamıza mensup arkadaşlarımıza yöneltilen cinsellik konulu itham ve iddiaların tümü açık bir iftiradan ibarettirler. 

-4-

ŞANTAJ İÇİN KULLANILAN VİDEOLAR CAMİAMIZA YÖNELİK İFTİRA VE İTİBARSIZLAŞTIRMA OPERASYONU İÇİN KULLANILAN, ASILSIZ BİR ŞEHİR EFSANESİDİR 

Sayın Adnan Oktar ve arkadaş camiamız hakkında uzun yıllardan bu yana bitmek tükenmek bilmez bir şekilde sık sık gündeme getirilen, ancak nedense halen tek bir tanesine dahi rastlanmayan “Şantaj Kasetleri” iddiası, şehir efsanelerinden farklı bir iddia değildir. 

Bu iftira, uzun yıllardan bu yana camiamızı karalayıp aleyhimizde olumsuz kamuoyu algısı ve infial oluşturmak, devlet ve emniyet görevlilerini yanlış yönlendirmek, hükümet yetkilileri ve siyasiler ile aramızı açıp bozmak gibi kirli ve art niyetli girişimlere malzeme yapılmak amacıyla yaklaşık 30 yıldan bu yana çeşitli dönemlerde ısıtılıp ısıtılıp gündeme getirilmektedir. 

GERÇEKTE İSE ORTADA NE TEK BİR ŞANTAJ KASETİ, NE DE TEK BİR KARE ŞANTAJ KAYDI YA DA GÖRÜNTÜSÜ BULUNMAMAKTADIR. Gerek 1999 gerekse 2018 senesinde camiamıza yönelik düzenlenen operasyonların her ikisinde de ne bu tür bir kaset ne de görüntüye rastlanılmamıştır. 

EŞ ZAMANLI ANİ BASKINLAR ŞEKLİNDE DÜZENLENEN HER İKİ OPERASYONDA DA ARKADAŞLARIMIZIN EVLERİNE, İŞ YERLERİNE, DEPOLARINA, HATTA AİLELERİNİN VE AKRABALARININ ADRESLERİNE DAHİ GİRİLEREK HER YER DİDİK DİDİK ARANMIŞTIR. HATTA BAZI EVLERE BALYOZLARLA, İŞ MAKİNALARIYLA GİRİLİP YIKILMAMIŞ DUVAR, BAHÇELERİNDE KAZILMADIK YER BIRAKILMAMIŞTIR. ANCAK SONUÇ YİNE DEĞİŞMEMİŞ, HERHANGİ BİR ŞANTAJ KASETİNE RASTLANMAMIŞTIR. 

Özetle, gerek 1999 davasında, gerekse halen yargılanmakta olduğumuz 2018 tarihli operasyon sonucunda açılan davada, ne emniyette ne adliye ne de adli emanette tek bir şantaj kasedi ya da kaydı bulunmamaktadır. Buna karşın, 30 yıldan bu yana tek bir somut delil dahi ortaya konulamadığı halde, ısrarla bu iftiranın tekrar tekrar gündeme getirilmesinin açık bir iftira, zulüm ve ahlaksızlık olduğu da ortadadır.

BUNCA YILDIR TEK BİR TANE DAHİ ŞANTAJ KASEDİ BULUNMADIĞI İÇİN DE 11 TEMMUZ 2018 OPERASYONU SONRASINDA SAYIN ADNAN OKTAR'IN KALEME ALDIĞI ESERLERİNDEN HAZIRLANAN BELGESELLERİN KASETLERİ VE A9 TELEVİZYONU'NUN RTÜK MEVZUATI GEREĞİNCE KANUNEN ARŞİVLEMEK ZORUNDA OLDUĞU CANLI YAYIN KAYITLARININ BULUNDUĞU KASETLER, SANKİ SUÇ ÜSTÜ ELE GEÇİRİLMİŞ ŞANTAJ KASETLERİYMİŞ GİBİ DİZİLİP KAMUOYUNA SERGİLENMİŞTİR. 

Sırf kamuoyunu alenen aldatmaya, insanların aklıyla alay etmeye yönelik bu sahtekarca, utanç verici yöntemler dahi kumpasçıların nasıl bir acziyet içerisinde olduklarının, kumpas davası dosyasının nasıl bomboş olduğunun çok açık ve önemli bir göstergesidir.

Eğer tek bir şantaj için kullanılan uygunsuz içerikli video ele geçirilmiş olsa idi, bunların sadece Türkiye’de değil dünya çapında TV kanallarında ve sosyal medyada gece gündüz yayınlanacağı aşikardır. Ancak bu tür şantaj videoları hiçbir zaman olmadığı için, bunlar yayınlanmamıştır. 


-5-

SAYIN ADNAN OKTAR KÜLT BİR LİDER veya BİR DİN ALİMİ OLMADIĞI GİBİ, TBAV CAMİASI MENSUBU ARKADAŞLARIMIZ DA BİR CEMAAT veya TARİKAT DEĞİLDİRLER

Son dönemde yabancı basında Sayın Adnan Oktar hakkında ısrarla, “KÜLT LİDER” şeklinde olmadık zorlama bir benzetme yapılmaya çalışıldığını görmekteyiz. Böylesine zorlama bir benzetme çabasının ısrarla sürdürülmesinin arkasında da, kamuoyunu yanıltıp aldatmayı amaçlayan art niyetli bir yaklaşım olduğu ortadadır. 

Avrupa’da ve özellikle Amerika’da kendisinin peygamber veya Allah tarafından görevlendirilmiş bir kişi (Allah’ı tenzih ederiz) olduğunu iddia ederek saf kalpli insanları kandırıp dolandırmayı amaçlayan çok sayıda kişi olması sebebiyle, böyle bir benzetme sayesinde akıllarınca Sayın Adnan Oktar’ı uluslararası toplum nezdinde de itibarsızlaştıracaklarını düşünmektedirler. 

Bu benzetmeyle TBAV camiası mensubu arkadaşlarımızı da, güya içe kapalı, esrarengiz, çeşitli özel ritüel ve kuralları olan bir tarikat veya gizemli bir yapıymış gibi göstermeye ve kamuoyunda hakkımızda karanlık bir imaj ile olumsuz bir algı oluşturmaya çalışılmaktadır. 

Yabancı basının akıl, mantık ve inandırıcılıktan tümüyle uzak, gülünç ve fantastik anlatımlarını ciddiye alıp herhangi bir açıklama yapmanın gereksiz bir zaman kaybı olduğunu düşünmekle birlikte; ortada ne kült bir lider, ne gizemli bir tarikat, ne de esrarengiz bir cemaat veya yapılanma olmadığını da hatırlatmakta fayda görüyoruz. Yabancı basında yer verilen bu konuya ilişkin iddiaların ise, hiçbir delil ya da belgeye dayanmadığını ve ne somut gerçeklerle ne hayatın doğal akışıyla bağdaşmadığını da ifade etmek isteriz. 

Bu noktada bazı önemli gerçekleri hatırlatmakta da fayda görüyoruz:

➢ Sayın Adnan Oktar samimi, dürüst, Allah'ı çok seven, Allah'tan korkup sakınan, Kur'an'ın sınırlarını titizlikle koruyan samimi bir Müslüman'dır. Kendisinin de sıklıkla ifade ettiği gibi, herhangi bir din alimi, İlahiyat profesörü ya da hoca değildir. Adnan Bey ile arkadaşlarımız arasında, İslami tarikatların en klasik özelliği olan şeyh-mürit ilişkisi gibi bir takım dini ritüeller, özel kurallar ya da hiyerarşik bir yapı da bulunmamaktadır.

➢ Adnan Bey ve arkadaş camiamız son derece dışa dönük, samimi, gizlisi saklısı olmayan, demokratik düşünce ve fikir özgürlüğünü, kadın haklarını, insanlar arasında sevgi, saygı ve kardeşlik ruhunun yaygınlaşmasını savunan, çağdaş, modern ve dindar birer Müslümandır. Aynı zamanda, ortak dünya görüşleri ve yaşam biçimleri doğrultusunda biraraya gelmiş, birbirini çok seven, Kur'an ahlakı çerçevesinde her konuda yardımlaşma ve dayanışmayı hayatlarının merkezine alan, inançları doğrultusunda dünya çapında bilimsel ve kültürel faaliyetler düzenleyen bir arkadaş grubudur. 

➢ Bu bakımdan, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın İslam dünyasında görülen cemaat ya da tarikat yapılanmaları ile hiçbir ortak yönü olmadığı gibi, benzeşen özellikleri dahi bulunmamaktadır.

Dolayısıyla, yabancı basında yer alan Kült Lider benzetmesiyle kamuoyuna verilmeye çalışılan karanlık imajın da, gerçeklerle uzaktan yakından bağdaşır tek bir yönü bile bulunmamaktadır. 


-6-

SAYIN ADNAN OKTAR’I GÜYA “KÜLT LİDER” OLMAKLA İTHAM EDERKEN HAKKINDA GÖRÜŞ ALINAN KİŞİNİN EDİP YÜKSEL OLMASI İSE AYRICA DİKKAT ÇEKİCİDİR

Yabancı basının Sayın Adnan Oktar’ı sözüm ona kült lider olmakla itham ederken, kendisi hakkında bilgi almak amacıyla görüşüne yer verdikleri kişinin, Allah’tan kendisine kitap indirildiğini (Allah’ı tenzih ederiz) iddia eden ve bazı Kuran ayetlerini inkar eden Mısır’lı sahte peygamber REŞAT HALİFE’nin peşinden giderek İslam Dünyası’ndaki itibar ve güvenilirliğini yitirmiş, EDİP YÜKSEL olmasıysa dikkat çekicidir. 

Edip Yüksel, sahte Peygamber Reşat Halife’ye olan bağlılığının yanında, Kuran’la bağdaşmayan marjinal görüş ve yorumları sebebiyle de, bugün İslam dünyasına mensup hiçbir mezhep, akım ya da alimin kendisine zerre kadar itibar etmeyip gülüp geçtikleri marjinal bir şahsiyettir. 

Ayrıca Edip Yüksel’in, 

Kuran’a aykırı görüşleri ve uygunsuz üslubu sebebiyle geçmişte Sayın Adnan Oktar tarafından defalarca eleştirilmiş olması,

Fikir ve görüşlerini benimseyip ona sevgi veya muhabbet besleyen ya da onunla bir arada olmaktan mutluluk duyan tek bir arkadaşı bile bulunmazken, Sayın Adnan Oktar’ı canı gibi seven ve onunla birlikte gerekirse on binlerce yıl hapis yatacak olmayı bile tevekkül ile karşılayan yüzlerce arkadaşının olması,

gibi sebeplerden dolayı, Sayın Adnan Oktar’a ve camiamıza yönelik kıskançlıkla karışık bir husumet beslediği de bilinmektedir. 

Dolayısıyla, İslam dünyasında zerre kadar itibarı olmayan Edip Yüksel gibi marjinal bir şahsiyetin husumet ve kıskançlıkla şekillenmiş bozuk görüşlerini, sırf Sayın Adnan Oktar’ın aleyhinde algı oluşturabilmek amacıyla sanki büyük bir olaymış gibi haber konusu yapanlarınsa, ne derece taraflı ve art niyetli oldukları da ortadadır. 

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yabancı Basında Adnan Oktar Davası Hakkında Çıkan Bazı Yanıltıcı Haberlere Yönelik Cevaplarımız

Kamuoyunda “Adnan Oktar davası” olarak bilinen davanın İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen yeniden yargılamasının ardından, mahkeme...

Post Bottom Ad

Responsive Ads Here

Pages