
Bir sonraki genel seçimlerin giderek yaklaştığı son günlerde “Z kuşağı” olarak anılan yaş grubunda yer alan genç nüfusun önemi daha belirgin olarak ortaya çıkmış durumdadır. Dünyanın her yerinde olduğu gibi, Z kuşağının ülkemizde de iktidarın belirlenmesinde, yönetimin icrasında, ticari hayatta, eğitimde, bilimde, sanatta ve başka birçok alanda en etkin topluluk olacağı zamanların iyice yaklaşması tüm gözlerin kaçınılmaz olarak bu kuşağa çevrilmesine yol açmıştır.
Z kuşağı bir görüşe göre 1996-2012 yılları arasında doğan insanları kapsarken, bir diğer görüşe göre ise, 2000 yılı ile günümüz arasında doğan insanları kapsamaktadır. Hangi görüş kabul edilirse edilsin, kuşağın mensupları günümüzde en fazla 25 yaşına ulaşmış insanlardan oluşmaktadır. Dolayısıyla, sadece genç yaşta oluşları bile, onları her ülke açısından geleceğin inşasında çok önemli bir pozisyona getirmektedir.
Örneğin, ülkemizdeki gelecek seçimlerde, 2000 yılı ve sonrasında doğmuş 5.940.916 vatandaşımızın oy kullanabilecek yaşta olacağı hesaplanmıştır. 1996 ve 2000 yılları arasında doğanlar da hesaba katıldığında, oy kullanabilecek olan gençlerin sayısı 13 milyon kişinin üzerine çıkmaktadır. 2018 seçimlerinde toplam seçmen sayısının %7’sini oluşturan Z kuşağı, bir sonraki seçimde toplam seçmen sayısının %16’sından fazlasını oluşturacaktır. Bu veriler, milyonlarca kişilik Z kuşağının artık Türkiye’nin geleceğinde rol oynayacak ana gruplardan biri haline geldiğini göstermektedir.
Özetle, Z kuşağının hayatın her alanında ne kadar önemli olduğu, bu önemin en az 20 yıl daha sürekli olarak artacağı inkar edilemez bir gerçektir. Ancak, Z kuşağı hakkında inkar edilemeyecek bir gerçek daha vardır ki bu da söz konusu kuşağa mensup olanların önceki kuşaklardan farklı dünya koşullarında doğup büyüdükleri gerçeğidir. İşte bu durum hükümetimizin, kurumlarımızın, muhalefetin, anne-babaların, tam olarak ifade etmek gerekirse her kesimin onlara karşı göstermeleri gereken yaklaşımın önceki kuşaklara yönelik davranış biçimlerinden farklı olmasını zorunlu kılmaktadır.
“Dijital çağ çocukları” gibi isimlerle de anılan Z kuşağı mensupları internet, sosyal medya, GSM, yapay zeka gibi kavramların hayatımıza girdiği dönemde doğup büyümüşlerdir. Önceki kuşakların aksine bilgiye ulaşmakta neredeyse hiçbir zorluk çekmemektedirler. Kullandıkları cep telefonu, bilgisayar, tablet gibi elektronik cihazlar aracılığıyla bulundukları yerden dünyanın her köşesini, her tür insanı veya görüşü inceleme ve tanıma fırsatı bulmaktadırlar. Üstelik büyük bölümü bu imkanlara daha 7-8 yaşlarından itibaren sahip olmuştur.
Z kuşağı mensupları neredeyse her gün en az birkaç saat çevrimiçi oldukları internet ortamında çok çeşitli kültürler, ideolojiler ve akımlar hakkında bilgi edinmekte, bunların bir kısmına da kişilikleri doğrultusunda ilgi ve yakınlık duymaktadırlar. Bu durum onların karakterlerinin ve dünyaya bakışlarının şekillenmesinde çok etkili olduğu gibi, yaşadıkları ülkeyle diğer ülkeler arasında başarılı, anlamlı ve hızlı kıyaslamalar yapmalarını da sağlamaktadır. Dolayısıyla, dünyayı ve kişileri çok iyi tanıyan, olayları çok yakından takip eden Z kuşağını yalanlarla, çarpıtmalarla, demagoji ve laf oyunlarıyla aldatmak, tahrik etmek veya etki altına alabilmek pek mümkün değildir.
Z kuşağı çok araştıran, seyahat etmeyi seven bir topluluk olduğu gibi bilime ve teknolojiye de çok meraklıdır. Karşılaştığı görüşleri ve iddiaları önce mantık ve bilim süzgecinden geçirmekte, sorgulamakta ve ona göre değerlendirmektedir. Ayrıca, önceki kuşaklar tarafından uzun zamanlar boyunca benimsenen ve yaşanan örf ve adetleri de fazla benimseyip sahiplenmemekte, hatta bunların birçoğunu yadırgamaktadır. Buna paralel olarak İslam alemine halen güçlü şekilde hakim olan geleneksel, bağnaz din anlayışından da büyük ölçüde uzaktır.
Z kuşağı mensuplarının İslam’ı yaşamada anne-babalarını örnek almaktan ziyade, araştırma ve gözlemleri sonucunda gelişen düşünce ve kanaatleri doğrultusunda hareket ettiklerini söylemek doğru olur. Tüm bunların yanı sıra, dini araştırırken sıkça karşılarına çıkan hurafelerden, batıl inanç ve uygulamalardan, bağnaz anlayışlardan, mezhep çatışmalarından, çarpık yorumlardan veya dinlerini çıkar, rant ve ticaret aracına dönüştüren zihniyetlerden dolayı kimisinin kafalarının karıştığı, bazı önyargılara kapıldıkları da görülmektedir. Bu olumsuz, çirkin, itici model ve uygulamalar karşısında bir bölümünün dinsiz ideolojilerden etkilenerek ateizme veya deizme yöneldikleri de bilinen bir gerçektir.
Z kuşağı için dile getirilmesi gereken en önemli özelliklerden biri de, özgür, neşeli, rahat, eğlenceli bir hayatı sevmeleridir. Nitekim, bu kuşak yasaklardan ve baskılardan son derece olumsuz şekilde etkilenir; yasaklara ve baskılara şiddetle karşı çıkar; otoriter kişilerden ve sistemlerden haz etmezler.
Müzik, moda, marka, dans, şaka, espri, eğlence Z kuşağı mensuplarının hayatlarında vazgeçilmez konumdadırlar. Örneğin bu kuşağa mensup olan ve youtube fenomeni olarak tanınan gençlerin çektikleri videoların içerikleri, yaşadıkları hayatlar ve bu gençlere kendi kuşakları tarafından gösterilen yoğun ilgi de bu anlattıklarımızı doğrulamaktadır.
GEREK YAYINLARINDA GEREKSE ESERLERİNDE, Z KUŞAĞINA GEREKEN DEĞER VE ÖNEMİ VEREN, ONLARLA YAKIN İLETİŞİM İÇİNDE OLMAYI HEDEFLEYEN VE BUNU BAŞARAN İLK VE TEK İSİM İSE SAYIN ADNAN OKTAR OLMUŞTUR.
Sayın Adnan Oktar ilmi ve kültürel çalışmalarına başladığı günden bu yana hedef kitle olarak olarak hep gençleri ön planda tutmuştur. Özellikle de eğitimli, modern kesim içinde yer alan ve dinsizlik ve ateizm telkinlerine en yoğun maruz kalan gençleri İslam’a ısındırmaya gayret etmiştir. Bunun bir sonucu olarak ve gayet iyi bilindiği üzere, Sayın Adnan Oktar’ın arkadaşları arasında gençlerden oluşan bir topluluk her daim olmuştur.
Bugün Sayın Adnan Oktar 65 yaşında olmasına rağmen arkadaşları arasında oldukça fazla sayıda, 18-20 yaşlarında gençler de bulunmaktadır. Bu durum, Sayın Adnan Oktar’ın Z kuşağına mensup gençlerin dilinden, ruhundan gayet iyi anlaması, neşesi sevecenliği ve açık görüşlülüğüyle onlara en güzel biçimde hitap ediyor olması, onları İslam’a ısındıracak, Allah sevgisini, vatan, millet, devlet sevgisini aşılayacak en etkili ve samimi üsluba sahip olmasından kaynaklanmaktadır.
Sayın Adnan Oktar’ın kitapları, makaleleri, A9 TV canlı yayınlarında katıldığı programlar ve yaptığı sohbetler sadece dine yatkın gençleri değil, dine mesafeli duran, ailesinde dindar kimse bulunmayan, batılı modern yaşam tarzını benimsemiş birçok genci de İslam’a ısındırmış ve yöneltmiştir.
Sayın Adnan Oktar’ın binlerce gençle arkadaşlık kurabilmesini, onları İslam’a faydalı hizmetlerde bulunmaya yöneltebilmesine vesiye olan ana sebeplerden biri, gençlerin görüşlerine, yaşam tarzlarına, özgürlük anlayışlarına saygı göstermesi, karakterlerini, zevklerini ve ilgi alanlarını dikkate almasıdır. Adnan Bey, Z kuşağının hem Türkiye hem de dünya açısından toplumun çok önemli bir parçası olduğunu uzun yıllar önceden görmüş, onlarla iletişim içinde olmaya ve onları kazanmaya özel gayret göstermiştir. Bu gerçeğin en somut delilleri A9 TV yayınlarında çokça yer almıştır. Bunların belli başlı olanlarını şöyle sıralayabiliriz:
1– SAYIN ADNAN OKTAR, MODERN VE DEKOLTE GİYİMLİ, MAKYAJLI GENÇ KIZLARI ASLA DIŞLAMAMIŞTIR
İslam ülkelerindeki kadınların özgürlüğü konusu dünya çapında çok uzun yıllardır bir tartışma konusudur. Çünkü, birçok İslam ülkesinde kadınlar 2. sınıf vatandaş olarak görülmekte, büyük baskı ve yasaklar altında yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadırlar. Bunun da en büyük sebeplerinden biri, Müslümanların büyük bir bölümünde hakim olan bağnaz zihniyet, hurafeler ve Kuran’ın yanlış yorumlanması nedeniyle kadınlara karşı Kuran’a tümüyle zıt, çarpık bir bakış açısının gelişmiş olmasıdır. Öyle ki bu hasta ruhlu bakış açısı Müslüman kadınların birçoğuna hayatı adeta zindan etmektedir.
Günümüzde Z kuşağına mensup genç kızların tümü diledikleri gibi giyinmeyi istemektedirler. Tercih ettikleri giyimlerin arasında elbette ki dekolte olanlar da mevcuttur. Birçok genç kızın mini etek, dekolte kıyafet giymek hoşuna gitmekte, üstelik söz konusu kıyafetleriyle birlikte çarpıcı makyajlar da yapmaktadır. Bu durum ülkemizdeki milyonlarca genç kız ve kadın için de geçerlidir. Televizyonda, internette, sosyal medyada batı toplumlarının giyim, kuşam, yaşam tarzı gibi konularda ne kadar özgür ve serbest olduklarını, kimse tarafından kınanmadıklarını, yadırganmadıklarını gören genç kızlarımızın, ülkemizde de aynı özgürlükleri yaşamak istemesinden daha doğal ve haklı bir şey yoktur. Bu anlayışta olan gençleri uzaklaştırmak değil, kazanmak için yol aranması gerektiği açıktır.
Sayın Adnan Oktar da bu yönde Kuran’a ve sünnete uygun olduğunu düşündüğü yöntemleri uygulamıştır. TIPKI PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN KENDİ DÖNEMİNDE FARKLI FARKLI DÜNYA GÖRÜŞLERİNE VE YAŞAM TARZLARINA SAHİP KİŞİLERE TEBLİĞ YAPMASI VE HEPSİNE ANLAYIŞLA YAKLAŞMASI GİBİ, SAYIN ADNAN OKTAR DA DEKOLTE VE MODERN GİYİNMEYİ SEVEN GENÇLERE DE SALGI, SEVGİ VE ANLAYIŞLA YAKLAŞMIŞTIR. TOPLUMDAKİ MEVCUT BAZI YANLIŞ ÖNYARGILAR NEDENİYLE ONLARIN, ÖZGÜR VE MODERN YAŞAM TARZINI BENİMSEDİKLERİ İÇİN KENDİLERİNİ DİNİN DIŞINDA GÖRMELERİ GİBİ BİR YANILGI İÇİNE GİRMELERİNİ ENGELLEMEYE ÇALIŞMIŞTIR. BU AMAÇLA, ISRARLA DEKOLTE GİYİNENİN DE TESETTÜRLÜ OLANIN DA TERTEMİZ, BİRİNCİ SINIF MÜSLÜMAN OLDUKLARI GERÇEĞİNİ HER VESİLEYLE VURGULAMIŞTIR.
Buna ek olarak Sayın Adnan Oktar, genç kızlarımızı, hanımlarımızı vatana, millete, topluma ve insanlığa faydalı çeşitli sosyal ve kültürel faaliyetlerde en ön saflarda yer almaları için hep teşvik etmiştir. Bilindiği üzere, İslam’ı anlatmak için faaliyetlerde bulunan çoğu cemaat ve topluluklarda kadınları ön planda görmek neredeyse imkansızdır. Adnan Oktar bu yanlış anlayışı fiili uygulamalarla ortadan kaldırmıştır. Bu durum elbette Z kuşağının gözünden kaçmamıştır. Adnan Oktar’ın vesile olmasıyla Z kuşağı, birçok dini kesim tarafından telkin edilenin aksine, İslam’ın kadınları ikinci plana atan bir din olmadığını görmüş, İslam’ın korkulacak, sakınılacak bir din olmadığını anlamıştır.
Sayın Adnan Oktar’ın yıllar boyu gündemde tuttuğu, buraya kadar bahsettiğimiz öncü uygulamaları Türkiye’yi din ve inançlar üzerinden ayrıştırmaya, kutuplaştırmaya, karışıklık ve çatışmalara sürüklemek isteyen küresel derin güç İngiliz derin devletinin elbette ki işine hiç gelmemiştir. Bu nedenle, Sayın Adnan Oktar’ın İslam’a tümüyle uygun, Kuran ve sünnet dışı taassup, bağnazlık ve hurafeleri yerle bir eden öncü uygulamaları bu küresel derin gücün hain yerli uzantıları tarafından güya dine aykırıymış gibi gösterilmeye çalışılarak dindar muhafazakar kesimde camiamıza karşı bir tepki ve öfke oluşturulması amaçlanmıştır. Bu amaçla, bir kısım medya, siyaset ve bürokrasideki kriptoların “Din elden gidiyor” yaygaralarıyla 3 yılı aşkın bir süredir Sayın Adnan Oktar ve camiamız aleyhinde iğrenç bir kara propaganda sürdürülmektedir.
2– SAYIN ADNAN OKTAR DANS, MÜZİK, EĞLENCE, RAHAT VE NEŞELİ ORTAMLAR, VB. GİBİ GENÇLERİN YAŞAMININ ÖNEMLİ PARÇASI OLAN UNSURLARA CANLI YAYIN PROGRAMLARINDA ÖZELLİKLE YER VERMİŞTİR
Z kuşağı mensuplarının dansa, müziğe, eğlenceye, espriye hayatlarında yoğun şekilde yer verdikleri herkesçe bilinmektedir. Bu kuşağın neredeyse tamamı dünyaca tanınan sanatçıları, oyuncuları, televizyon ve youtube kanallarını, dijital platformları sıkı şekilde takip etmektedir. Çağımızın gergin ve çatışmacı atmosferinde birçok insanda olduğu gibi onlar da kendilerini eğlendiren, neşelendiren şeylerle rahatlamakta ve mutlu olmaktadırlar.
Sayın Adnan Oktar da bunu göz önüne alarak, A9 TV’deki canlı yayınlarında, diğer TV kanallarında olduğu gibi, siyasi ve sosyal konuların, dini anlatımların, güncel haberlerin, vb. programların art arda geldiği klasik yayın akışlarından daha farklı, orijinal akışlar izlemiştir. Çeşitli güncel ve ciddi konuların ele alındığı programların arasında, ani geçişlerle gençlerin de ilgisini çekecek şekilde dans, müzik, karaoke, arkadaşlarımız tarafından çekilen kısa komik filmler gibi eğlenceli içeriklere de yer verilmiştir. Bu tür eğlenceli ve sıra dışı bir yayın akışı içinde gençler, yayında yer verilen güncel konuları, dini, imani ve sosyal anlatımları da sıkılmadan ilgiyle izleyip faydalanmışlardır.
Önemli bir gerçeği de bu vesileyle ifade etmemiz gerekir ki, son dönemki anketlerin sonuçlarında, Z kuşağı mensuplarından AK Parti’ye oy vermeyi düşünenlerin sayısının beklenenden az olduğu görülmektedir. Gelinen bu nokta, bugün mahkeme kararıyla kapatılmış olan A9 TV’deki yayın konseptinin, dindar sağ kesimle–yani Hükümetimizi destekleyen kesimle– Z kuşağı arasında ne derece önemli bir köprü, bir iletişim zemini sağladığının, topumsal birlik ve bütünlük açısından böyle hayati bir mecranın etkisiz hale getirilmesiyle Hükümetimizin ve toplumumuzun ne derece kritik bir faydadan yoksun kaldığının ve bunun istenmeyen sonuçlarının da çok açık bir göstergesidir.
İngiliz derin devletinin, yerli-yabancı işbirlikçileri vasıtasıyla Türkiye’yi özgürlüklerin kısıtlandığı, insanların baskı ve dayatmalar altında ezildiği, toplumun giderek kutuplaştırıldığı, bağnaz bir din anlayışının hakim olduğu, genç ve modern kesimle Hükümetimizi destekleyen kesim arasındaki uçurumun giderek açıldığı bir ülke gibi gösterme oyunlarını her daim en akılcı, etkili ve başarılı stratejilerle geri püskürten Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız olmuştur. Adnan Bey, İslam’a, İslam ülkelerine, ülkemize, Hükümetimize oynanan oyunları yıllar öncesinden görmüş ve bu oyunlara karşı en akılcı tedbirleri almıştır. “Türkiye’de özgürlük hakimdir”, “İslam dini baskıcı, bağnaz bir sistem değildir” gibi gerçekleri sadece sözde bırakmamış arkadaşlarımızla birlikte yaşantısını ortaya koyarak bunları doğrulamıştır.
3– SAYIN ADNAN OKTAR İMANİ, İLMİ, FİKRİ VE KÜLTÜREL FAALİYETLERİNDE Z KUŞAĞININ DA ÇOK ÖNEM VERDİĞİ AKILCI VE BİLİMSEL METODU ESAS ALMIŞTIR
Z kuşağı, bilimin her geçen gün daha da ilerlediği bir dönemde dünyaya gelip büyümüştür. Dolayısıyla bilim ve teknoloji, hayatlarında önceki kuşaklardan daha yoğun ve etkin bir yere sahiptir. Z kuşağı, bilimsel buluşların zirve yaptığı, televizyonda, internette, eğitim kurumlarında bilimin eskisinden çok daha fazla yer aldığı bir dönemde yaşadığı için, karşısına çıkan fikir ve ideolojileri de bilimsel gözle sorgulama, analiz etme ve değerlendirme refleksine sahiptir. Z kuşağı gençlerinin bu tutumları dine yaklaşımlarında da geçerlidir.
Ancak, gençlerin bilimle bu derece bütünleşmiş olmasına rağmen, insanlara dini, İslam’ı anlatan hocaların, İlahiyatçıların veya cemaatlerin neredeyse hiçbiri bilimi ön plana almamaktadır. Daha da acısı bugün insanlara İslam’ı anlatanların büyük çoğunluğu değil bilimsel bir kaynak kullanmak ya da yorum yapmak aksine, bilime karşı söylemler geliştirmekte, düşünmeyi araştırmayı incelemeyi kendilerince küçük gören bir üslup kullanmaktadır. Günümüzden yüzlerce yıl önceki İslami tebliğlerde hangi yöntemler kullanıldıysa sadece o yöntemlere başvurmaktadır. İnsanları İslam’a davet ederken, ancak çağımızda ulaşılmış ve Allah’ın varlığını, yaratılış gerçeğini, Kuran’ın hak kitap, İslam’ın hak din olduğunu kesin olarak ispatlayan çok güçlü bilimsel delillerden yararlanmayı akıllarına dahi getirmemektedir. Bunun da ötesinde, günümüzdeki gençlerin asla itibar etmeyeceği hurafelerle, saçma ve uydurma hikayelerle, Kuran’ın hiçbir yerinde bulunmayan uydurma yasaklar, haramlar ve hükümlerle insanlara, sahte, itici, uydurma bir din sözde “İslam adına” empoze edilmeye çalışılmaktadır. Bu durum da başta genç neslin olmak üzere, dünya görüşlerini akıl, mantık ve bilim üzerine kuran insanların dinden hızla uzaklaşmasına neden olmaktadır.
Karşıdaki insanın karakterini, yaşamını, düşüncesini, dünyasını dikkate almadan, her zaman herkese aynı standart kalıplarla, tek tip, bilimden uzak yöntemlerle İslam’ın, Kuran’ın anlatılmaya çalışılmasının, günümüz modern insanı, özellikle de Z kuşağı üzerinde son derece etkisiz olacağı açıktır.
İŞTE BU KLASİK VE ETKİSİZ YÖNTEMLERİ, ÜSLUPLARI VE KALIPLARI BİR KENARA BIRAKIP EN ETKİLİ VE AKILCI TEBLİĞ YÖNTEMLERİNİ HAYATA GEÇİREN YİNE ADNAN OKTAR OLMUŞTUR.
Sayın Adnan Oktar, Darwinist-materyalist ideolojilerin telkinlerinden en yoğun şekilde etkilenen çağımızın insanlarına Allah’ın varlığını, yaratılış gerçeğini anlatmak için eserlerinde, evrendeki ve dünyamızdaki yaratılışı ispatlayan birçok bilimsel delile yer vermiştir. Allah’ın varlığını ve yaratmasını bilimsel metodla ispatlayarak materyalist ideolojilerin oyununu bozmuş, onların temel dayanak aldığı evrim teorisinin ve onun tesadüf ve rastlantı mantığına dayalı izahlarının açmazlarını, akıl, mantık ve bilim dışı olduğunu açık ve net olarak ortaya koymuştur.
Sözünü ettiğimiz akılcı, bilimsel, ikna edici ve özlü anlatımlarıyla, sade ve samimi üslubuyla Sayın Adnan Oktar’ın eserleri, son 30-40 yılda ülkemizde ve tüm dünyada gençlerin de en çok rağbet ettiği eserler arasında yer almıştır. Yerli-yabancı her ülkeden, her kesimden sayısız insan Sayın Adnan Oktar’ın eserleriyle yetiştiklerini, kesin ve samimi Allah inancına kavuştuklarını, Darwinist-materyalist ideolojilerin iddialarına ancak bu eserler sayesinde cevap verebildiklerini açıkça ifade etmektedir.
4– SAYIN ADNAN OKTAR MÜSLÜMANLARIN DA KALİTELİ, ZENGİN VE MODERN BİR HAYAT YAŞAYABİLECEKLERİNİ GÖSTERMİŞTİR
İnsanlar tarih boyunca olduğu gibi, günümüzde de zengin ve kaliteli bir hayat yaşamayı arzu ederler. Bu hayali elbette ki Z kuşağı gençleri de kurmaktadır. Hatta bu gençlerin geçmiş kuşaklara nazaran bu hayale ve benzerlerine daha fazla kapıldıklarını söylememiz yanlış olmayacaktır. Çünkü her an iç içe oldukları internet ve sosyal medyada karşılarına çıkan zenginlik, lüks ve ihtişam görüntüleri onları da bu tür üst düzey yaşam modelini hedeflemeye yöneltmektedir. Takip ettikleri youtuberlar, vloggerlar, bloggerlar, instagram hesapları onlara dünyadaki tüm güzellikleri ve zenginlikleri gösterdiğinden, onlar da bu zenginliklere ve güzelliklere ulaşmanın hayallerini kurmaktadırlar.
Halbuki Kuran’a baktığımızda, Allah’ın Müslümanların kaliteli, zengin ve modern bir hayat sürmelerine en uygun, onlar için en güzel dini seçtiği görülmektedir. İşte Sayın Adnan Oktar da bu gerçek doğrultusunda, Müslümanların zengin, kaliteli ve modern bir hayat sürdürebileceğini, bizzat kendisinin ve arkadaşlarının yaşamıyla ve fiili uygulamalarıyla gösteren örnek bir model ortaya koymuştur.
A9 TV de bu modelin bazı örneklerinin yansıtıldığı mecralardan biri olmuştur. Bu bakımdan A9 TV programlarının vermeye çalıştığı önemli mesajlardan biri de, din karşıtlarının iddia ettiklerinin aksine İslam’ı yaşamayı seçenlerin, Kuran’ın sınırlarına uydukları sürece dünyadan kopmaları, Allah’ın yarattığı nimet ve güzelliklerden kendilerini uzak tutmaları gibi bir dini kural olmadığı, bu tür uydurma yasak ve kuralların İslam’ı ve Müslümanları geri bırakmak, insanları dinden soğutmak için yüzyıllar boyu uydurulmuş çok büyük şeytani bir planın parçası olduğudur.
Yine, A9 TV yayınlarının bir bölümü, dini yaşayarak da modern, zengin ve kaliteli olunabileceği, dans, müzik ve eğlenceden mahrum kalmadan rahat, güzel, neşeli bir hayat yaşanabileceği mesajını vermeyi amaçlamaktadır.
(Ey Muhammed) Seni bir yoksul iken bulup ZENGİN ETMEDİ Mİ? (Duha Suresi, 8)
Yoksa onlar, Allah’ın kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? Doğrusu biz, İbrahim ailesine kitabı ve hikmeti verdik; ONLARA BÜYÜK BİR MÜLK (hakimiyet, zenginlik, servet, ihtişam) de verdik. (Nisa Suresi, 54)
Hz. Süleyman’ın Allah’tan çok büyük bir zenginlik ve hakimiyet istediği ve Allah tarafından makbul bulunularak kabul edilen duası da Kuran’da şöyle geçmektedir:
(Süleyman: “… Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye nasip olmayacak bir MÜLK (saltanat, hükümranlık, zenginlik) bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedicisin!” (Sad Suresi, 35)
5– ADNAN OKTAR, GİDEREK BİREYSELLEŞEN VE YALNIZLAŞAN Z KUŞAĞINA SEVGİNİN VE DOSTLUĞUN ÖNEMİNİ VE GÜZELLİĞİNİ GÖSTERMİŞTİR
Teknolojinin hızla geliştiği bir dönemde dünyaya gelen Z kuşağı gününün büyük bir kısmını internette ve sosyal medya platformlarında geçirmektedir. Buna bir de bilgisayar oyunlarına olan bağımlılığı eklediğimizde, Z kuşağı mensuplarının sosyal hayatlarını bilgisayar, tablet ve cep telefonları üzerinden yaşadıklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu durumun doğal bir sonucu da gençlerin giderek yalnızlaşmaları, gerçek anlamda yaşanabilecek sevgiden ve dostluktan mahrum kalmaları, çevrelerinden koparak sadece kendilerini düşündükleri bireysel bir hayata doğru sürüklenmeleridir.
SAYIN ADNAN OKTAR, İNGİLİZ DERİN DEVLETİNİN YA DA DİNİMİZDEKİ TANIMIYLA DECCALİYET SİSTEMİNİN, GELECEĞİN DÜNYASINDA KENDİ KÜRESEL ÇIKAR VE SÖMÜRÜ DÜZENİNE HİZMETÇİ KILACAĞI, RUHSUZ KÖLE VE PİYONLAR ÜRETMEK İÇİN ATEİZMİ, DİNSİZLİĞİ, SEVGİSİZLİĞİ, ACIMASIZLIĞI TAMAMEN HAKİM KILMAK İSTEYEN ŞEYTANİ PROJELERİ KARŞISINDA HER ZAMAN SEVGİYİ, ŞEFKATİ, MERHAMETİ, DOSTLUĞU VE KARDEŞLİK RUHUNU EN HAYATİ KONU OLARAK GÜNDEMDE TUTMUŞTUR.
Adnan Oktar, A9 TV’de yayınlanan canlı yayın programları vasıtasıyla sevginin en güçlü ve yoğun olarak Müslümanlar arasında yaşadığını göstermeye çalışmıştır. Üstün Kuran ahlakı temelleri üzerinde yükselecek bir sevgi, dosluk ve kardeşlik birlikteliği olan İslam Birliği’nin başta gençlerimiz olmak üzere tüm insanlar için hedeflenmesi gereken en önemli ideallerden biri olduğunu anlatmıştır. Müslümanlar arasındaki velayet sisteminin hayati önemini, yani en zor koşullarda dahi Müslümanların birbirlerine sahip ve destek çıkmaları, koruyup kollamaları, el üstünde tutmaları gerektiğini hep hatırlatmıştır. İnsanların birbirlerine karşı öfke ve nefret duymasına neden olan yoğun bir psikolojik telkinin olduğu dünyada, Sayın Adnan Oktar’ın sevgi ve kardeşliği tüm çözümlerin temelinde tutan anlayışı elbette ki çok değerlidir.
GENÇ KUŞAK, SAYIN ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARIMIZ ARASINDAKİ DOSTLUĞU, SEVGİYİ VE SARSILMAZ BAĞLILIĞI BİZZAT GÖRDÜKLERİNDE, KENDİLERİNE TELKİN EDİLEN, KAVGA, KISKANÇLIK, ÇIKAR VE BENCİLLİK ÜZERİNE KURULU İNSAN İLİŞKİLERİNİN TEK SEÇENEK OLMADIĞINI ANLAMIŞLARDIR. Dünyadaki kötülüğe üstün gelmek için iyilerin ittifakının ne kadar önemli olduğuna kanaatleri gelmiştir. Hayatın idealsiz olamayacağını, yani sadece iyi bir iş sahibi olmaktan, para kazanmaktan, gezmekten, yemekten, içmekten, kadın-erkek ilişkilerinden, evlilik ve çoluk çocuğa karışmaktan ibaret olmadığını, bir Müslüman’ın bunların çok üstünde idealleri olduğunu, iman edenlerin kardeşliğine dayanan İslam Birliği’ni kurmak için çaba harcamak gerektiğini öğrenmişlerdir.
HÜKÜMETİMİZ, Z KUŞAĞINI NASIL GERİ KAZANABİLİR?
Son dönemde yapılan bazı anketlerde, gelecek genel seçimde AK Parti’ye oy verecek olan Z kuşağı mensuplarının oranı hayli düşük çıkmaktadır. Yapılan anketlerin tümünde ortak çıkan sonuç ise, 2018 yılındaki genel seçimlere göre Z kuşağından AK Parti’ye gelecek oyların oranının düşmesidir.
Kanaatimizce bu durumun sebebi, ülkemizde yaşanan çeşitli sorunlardan ayrı olarak, AK Parti’nin Z kuşağıyla iletişim kurabilecek, onları kazanabilecek stratejileri üretebilecek akılcı, modern, yetenekli ve aydın kadrolar yönünden eskiye oranla zayıf kalmasıdır. Bu nedenle de yapılan anketlerin sonuçları muhakkak dikkate alınmalı, gerekli adımlar hızla atılmalıdır. Çünkü önceki bölümlerde de belirttiğimiz gibi, Z kuşağı kendisinden önceki kuşaklara göre ciddi bazı farklılıklar taşımaktadır.
Ak Parti de aslında en başından beri demokrasi, özgürlük, adalet, insan hakları gibi evrensel değerleri savunmak üzere yola çıkmış, bugüne kadar da bu yönde çok önemli adımlar atmıştır. Ancak şu an çok daha farklı adımlar da atılması gerektiği görülmektedir, bu yapılmadığı takdirde Z kuşağı, kendisini anladığına inandığı ve bu anlayış doğrultusunda politikalar, çözümler üreteceğine ve uygulayacağına güvendiği parti ya da fikir hareketlerini destekleyecektir.
Öyle ki, Z kuşağı yeni köprülerin, yolların, barajların açılmasından değil, özgürlüğün, kalitenin, neşenin ve modernliğin sorunsuzca yaşanabileceği bir Türkiye fikrinden heyecan duymaktadır. Z kuşağının eski stil devlet ve siyaset anlayışıyla kazanılamayacağı barizdir. Bu gerçeğin mutlaka anlaşılması gerekmektedir.
Her konuda olduğu gibi camiamız bu konuda da Hükümetimize her türlü desteği vermek için hazırdır. Sayın Adnan Oktar ve camiamızın yaşam biçimi ve görüşleri Z kuşağının çok büyük bölümü tarafından benimsenmekte ve desteklenmektedir.
Ne var ki bugün Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın büyük bölümü haksız ve hukuksuz bir biçimde hapishanelerde tutulmaktadır. Bu tarihi zulüm ve haksızlığın acilen giderilmesinin Hükümete olan güveni artıracağından şüphe yoktur. Bu aynı zamanda Hükümetimizin İslam’ı modern yaşam biçimleriyle yaşamak isteyenler üzerinde baskı kurma gibi bir politikası olmadığını göstermesi bakımından da çok hayati bir önem taşımaktadır.
Bu nedenlerle, camiamıza kurulan komplonun bozulması mensuplarımızın yaşadıkları mağduriyetlere son vereceği gibi insanlarımızda ve en başta da gençlerimizdeki korku ve tedirginliğin ortadan kalkıp güven ve huzur duygularının yeniden tesisi için atılan en etkili adımlardan biri olacaktır. Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın, özgür kalmalarıyla birlikte Türkiye’yi her yönden batılı ülkelerin dahi hayranlık duyacağı bir konuma getirme yolunda Devletimiz ve Hükümetimizin en büyük destekçileri olacaklarında kuşku yoktur. Milletçe el birlik, kısa sürede böyle bir ülkeyi inşa ettiğimizde ise Türkiye, değil gençlerin terk ettiği, dünyanın dört bir tarafından gelecek insanların yaşamaya özlem duyacağı bir ülke haline gelecektir.
Kamuoyunu bilgisine saygılarımızla sunarız.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder